AKOR (İng.) : Aynı Anda tınlamak üzere “dikey” olarak yazılmış ikiden fazla ses. Aynı terim, çalgıların, ses yüksekliklerinin birbiriyle uyuşması amacıyla, (La = 440) titreşimini tutacak şekilde düzenlenmesi için kullanılır.
AKSAK : Türk müziğinde , dokuz zamanlı ,altı vuruşlu küçük usül.
AKUSTİK (İng): Sesle, sesin doğumu özellikleri, ulaşımı ve alımı ile uğraşan fizik bilimi kolu.
ALLA TURCA (İtal.): Türk Müziği Benzerinde...
ALLEGRO : Hızlı,çoşkulu,hızlı,çabuk,parlak.
ALTO (İtal.): Kadın ve çocuk seslerinin en pes olanı.Terim, aynı alandaki erkek sesleri için kullanıldığı gibi, Fransızca’da “viola” karşılığı olarak da kullanılır.Alto anahtarı portenin Üçüncü çizgisine konan “do” anahtarıdır.
ARPEJ : İtalyanca (Arpeggiare) kelimesinden, arp çalmak anlamına. Süslemelerin notalaşında , bir akorun yanı başına konan dikey ve kıvrımlı çizgi, akor seslerinin birlikte değilde , birbiri arkasından çalınması gerekeceğini gösterir.
ARMONİ: Uyum.Çok sesli müziğin temel öğelerinden biri.İki yada daha çok sesin birlikte tınlamasıyla oluşan ve kulağı rahatsız etmeyen bir sesler bütünüdür.
YUKARI
B
BARİTON: 1) Tenor ile bas arasındaki erkek sesi 2)Si bemol tonunda , üç pistonlu , bakır üfleme çalgı. Perde genişliği trombon kadardır.
BAS: Müzik sistemini oluşturan ses tonlarının en alt (kalın) partisi. Çok sesli bir müzik yapıtındaki kalın(pes) sesler 2) Kimi yaylı üflemeli ve vurmalı çalgılar ailesinden en kalın ses tonu.
BEK: Bazı üflemeli çalgıların ağza gelen, bölümüne gelen takılan yontulmuş kamış.
BEMOL : Bir notayı yarım aralık pesleştiren işaret.
C
CAZ : Birleşik Amerika zencilerinin din dışı müziği. Batı Afrika’dan getirilen tutsak müziğinin Avrupa müzik kurallarıyla birleşmiş sonucu, Birleşik Amerika’nın güney bölgelerinde, özellikle New Orleans’da gelişmiştir.
Ç
ÇARGAH: Türk müziğinin ana dizisi olarak kabul edilen, basit makam. Çargah beşlisinin tiz tarafına bir çargah dörtlüsünün eklenmesi ile oluşturulmuştur.
ÇELLO: Viyolensel.
YUKARI
D
DERECE: Müzik seslerinin dizi bir merdivenin basamaklarına benzetilmiş ve buna Fransızlar echelle, İtalyanlar Scala adını vermişlerdir.Bu diziliş sırası ,sesler tam,yarım , çeyrek de olsa değişmeyeceğinden, bir sesin kendisinden önceki yada sonraki ile arasındanki ton farkına derece denmiştir.Perde değimi aynı anlamda kullanılmıştır.
DİAPASON : (Diyapazon) Yunanca’da sekizli aralık anlamına gelir.Fransızca’da Ses uyumlamasında kullanılan ve “la” sesini veren aracın adı.
DİYEZ : Bir notayı yarım aralık tizleştiren işaret.
DİZEK: Porte. Üzerine yada arlarına müzik notalarınn yazıldığı, birbirine koşut beş yatay çizgi.
DOLAP: Bir müzik yapıtının yinelenen bölümlerinde, atlanması gereken (eğer varsa)ölçüleri belirten işaret.
YUKARI
E
EMPROVİZASYON: Doğaçlama.
ENSEMBLE : Beraberlik, topluluk.
EŞLİK : İnsan sesi ya da tek çalgı için yazılmış yapıtlarda, başlıca ses ya da seslere yardımcı durumda olan çalgı.
ETÜT: Herhangi bir konuda olduğu gibi, müzik alanında da yapılan inceleme ve araştırma.Çalgı yada seste tekniği ilerletmek amacı ile yazılmış müzik parçaları bu tanım kapsamına girer.
YUKARI
F
FORTE: Güçlü.Partisyonda güçlü icra edilecek notalar yada bölümler “f “(ya da “F”) işareti ile belirtilir.
FORZA: Güç, kuvvet.
FÜG: Konu denilen kısa fakat üretici özellikteki bir temanın, benzetmelerle işlendiği kontrpuan üslubu. Bir besteleme türü.Adını (kaçmak) anlamına gelen , latince kökenli “fuga” eyleminden alır.
G
GRUPETTO: Küçük grup.Üç dört notadan oluşan ses kümesi gruplaşması.Bir melodik yada armonik süsleme öğesi olarak kullanılır.
GİGUE: Barok dönemi saraylarının en yaygın dansı.Dans süitlerinin gelenekselleşmiş son bölümü.
YUKARI
H
HETEROFONİ:Tek sesli ezgilerde, ana ezginin her notasını ona uyumlu bir notayla destekleme yöntemi.
HİCAZ: Türk müziğinde makam.Genel yapısı hicaz dörtlüsüne rast beşlisinin eklenmesi ile oluşur.
K
KANON : Çok ses yazısı türlerinden. Ses girişleri, dizinin türlü katlarında tekrarlama yoluyla birbirini izler.
KANTAT : Başlangıçtaki anlamına göre, söylemek “teganni” edilmek için yazılmış parça. Bugünkü anlamına göre, operada olduğu gibi, metni bir olayı konuyu anlatan, fakat sahnede oynamak için hazırlanmamış, bir ya da solo şarkıcı ve orkestra için yazılmış yapıt.
KONÇERTO : Genellikle, bazen de birden çok çalgı için orkestra eşliğiyle yazılmış beste. Concerto grosso: Küçük bir çalgı grubunu (concertino), orkestranın geri kalan çalgılarıyla karşıt durumda olduğu yapıt.
KORO : Çok sesli bir müzik parçasını söyleyen, genellikle soprano, alto, tenor ve basso seslerden kurulmuş şarkıcılar topluluğu. Yalnız bir türden sesden kurulmuş, ya da tek sesli müzik söyleyen ses topluluğuna da koro adı verilmektedir.
KUARTET : Dört çalgı, ya da dört ses için müzik. Dört çalgılık ya da dört seslik topluluk. En yaygın dörtlü çalgılaması iki keman, viyola ve viyolenselden kurulan topluluktur ve bu ortam için sayısız yapıt verilmiştir.
KADANS: Bitiş.Konçerto yada aryalarda bir bölümün biteceğine yakın, solistin virtüözlük gösterisine olanak sağlayan pasaj.
KONZERTMEİSTER: Bir orkestrada yada topluluktaki birinci kemancı.
KROMATİK: Renklerle ilgili anlamındaki bu sözcük, müzik terimi olarak, yarım tonlardan oluşan ses dizisini tanımlar.
YUKARI
L
LEGATO: Birlikte, bağlı ses ve çalgı müziğinde notalarının kesintisiz birbirini izlemesi gerektiğini bildirir.
LİR: İlk örnekleri mitolojik çağlara dayanan telli çalgı.U biçimini andıran gövdesi kaplumbağa kabuğudan yapılırdı. U’nın iki bacağını üstte birbirne bağlayan kirişe dikey teller gerilirdi en az üç, en çok on telli olduğu sanılır.Sol elle tutulur mızrapla yada parmakla çekilerek çalınırdı.
LİED : Şarkı. Özellikle Alman bestecilerinin, Alman ozanlarının şiirleri üzerine bestelediği şarkılar. 19. yy.a varana kadar Almanların halk şarkıları (volkslided) vardır. Fakat 19. yy. da, Goethe, Schiller, Mörike gibi Almöan ozanlarının şiirleri üzerine Schubert , Schhuman, Brahms, Wolf fibi bestecierin yazdıkları şarkılarla sanat müziğine aktarılmıştır. Lied biçimi: Sonat kalıplarına uyan yapıtların genellikle yavaş tempolu bölümlerinde kullanılan ve A B A formülüyle sunulan biçim.
LONGA: Türk müziğinde ilk örnekleri 19 . yy. sonlarında görülen saz eseri türü.
YUKARI
M
MAJÖR : “Daha küçük” anlamına gelen “minör” sözcüğüne karşıt olaraki “daha büyük” anlamında kullanılır. Minör aralıklarına daha büyük aralıklar.
MARŞ : İnsan yığınlarının genellikle asker birliklerinin hareketini bir düzen içinde yönetmek amacıyla bestelenmiş müzik parçası.Çok eski çağlardan beri “sözcük anlamında belirtildiği gibi” çoğunlukla yürüyüşü düzenlemek veya yürüyüşe eşlik etmek için kullanılmıştır.
MAKAM: Türk müziğinde bir dizinin işleniş biçimine verlien ad. Batı müziğinde ise belirli aralıklar dizisi.
METRONOM : Müzikte zaman ölçen, bir parçanın tempo hızını belirten araç. Prensibini 1596’ da Pariste Etiend Loulie bulmuş. 1816’da Johann Nepomuk Maelzel ilk metronom fabrikasını kurmuştur.
MEŞK: Türk müziğinde uygulanan geleneksel öğrenme ve öğretme yöntemi.Meşk etmek:öğretmenin çaldığı yada söylediği yapıtı dinleyerek öğrenmek ve ezberlemek.Bu yöntem bir çok türk müziği yapıtının kulaktan kulağa aktarılarak günümüze ulaşmasını sağladığı gibi, birçoğunun da ya yanlış hatırlanıp özelliğini yitirmesine, ya da unutularak yok olup gitmesine neden olmuştur.
MİNÖR : 1) Bir aralık, gam, makam ve akorun oluşma biçimi. 2) Minör aralık.Aynı sayıda derecelerden oluşmuş majör aralıktan kromatik yarım-ton daha küçük olan aralık.
YUKARI
O
OKTAV ekiz sesli aralık.
ORATORYO : Genellikle kutsal konulu bir oyun metni üzerine tek şarkıcılar ve koro tarafından çalgı müziği eşliğiyle söylenmek üzere bestelenmiş yapıt. Operanın tersine, oratoryoların sahneye konulması gerekmez.
P
PARTİSYON : Çalgı ya da ses terimlerinin birlikte okunmasını sağlamak amacıyla birbiri üstüne sıralanış notası.
PRESTO : Çabuk.
PROGRAMLI MÜZİK : Olay, görüntü ve duyguları az çok kesinlikle anlatma amacı gözeterek yazılan müzik.
YUKARI
R
RESİTAL : Bir konserde tek şarkıcı yada çalgıcının eşliksiz olarak bir yada birkaç yapıtı.
RİTM : Tartım. Dizem. Melodi ve armoniden sonra, bir müzik yapıtının oluşmasını, bir müzikal söylem doğmasını sağlayan üçüncü temel öğe.
YUKARI
S
SENFONİ : Yunanca’da “art arda gelen seslerin uyumu” anlamına “simfoniya” sözcüğünden ve Latince “ses ve çalgıların uyumlu olarak birleşmesi” anlamına gelir. (1) İlk olarak17.yy insan sesi için yazılmış bestelerde, yalnız çalgılar için olan bölümleri (giriş müzikleri, danslar, ara müzikleri) anlatmak için kullanılmıştır.(2) 18. yy ikinci yarısında sonra uygulanmış anlamıyla ;sonat biçimine uygun orkestra yaptı.
SOLO : “ Tek, yalnız” anlamına gelir. Tek bir çalgıcı tarafından çalınmak için yazılmış yapıt ya da herhangi bir yapıt içindeki geçit.
SOLFEJ : Bir müzik parçsını notalrın adını söyleyerek okuma. Vokal çalışma. Kulak terbiyesi.
SONAT : Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört melodiden oluşan müzik yapıtı.
SOPRANO : 1)Kadın ya da erkek çocuklarda en tiz ses. Bu sese sahip olan sanatçı. 2) Çalgı ailesi içinde ses tonu en tiz olanı.
YUKARI
T
TENOR : En tiz erkek sesi.
TONALİTE : Bir beste ya da bir beste bölümünde bütün nota ve akorları, bir çıkış noktası durumundaki notayla ilgilerini düzenleyen sistemlerin bütünü. Tonalite, kendi başına müzik yaratıcılığında bir amaç değil fakat araçlardan yalnız biridir.
TİRİL : Bir notanın bir üstteki notayla çok hızlı olarak sıralanması.
TRİO : Üç ses ya da çalgı için yazılmış beste. Böyle bir besteyi çalan topluluk.
TUTTİ : “Bütün, tüm, hep birlikte” anlamlarına gelir. Konçertolarda ve koro seslerinde solo sesin yanında bulunan çalgı ve seslerin bütünlüğüne verilen ad.
YUKARI
V
VALS : Üç zamanlı dans. Birinci vuruşu kuvvetli sonraki iki vuruşu zayıftır.
Rekqabet Etmem Reqabet YARATIRIM ona Buna DeğiL Ben Sâdece Dalgama Bakarım
Ey Yüce Allah'ım benim gibi dünya tatlısı birini unutup, rep vermeyen kulunun bilgisayarını boz!!